“Türkiyede Kadın Emeği ve İstihdamı”-İdil Soyseçkin / PolitikArt, 11 Mart 2015

Türkiye’de Kadın Emeği ve İstihdamı

İdil Soyseçkin*

Türkiye’de kadın istihdamı hem Avrupa Birliği’ne üye ülkeler hem de OECD ülkeleri arasında son sıralarda yer aldığı gibi erkek istihdamı ile karşılaştırıldığında aradaki farkın yüksekliği dikkat çekmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), Kasım 2014 verilerine göre erkeklerde istihdam % 64,2 iken kadınlarda % 26,6’dır. 10. Kalkınma Planı’nda 2023 yılında kadın istihdamının % 38’e çıkarılması hedeflenmektedir. Bu amaç, 2013 OECD ortalamasının bile gerisinde kalırken Avrupa İstihdam Stratejisi kapsamında Avrupa Birliği’nde (AB) kadın ve erkek istihdamının 2020 yılına kadar % 75 oranında eşitlenmesi hedefinin ise oldukça gerisinde.

Yine TÜİK Kasım 2014 verileri istihdamdaki kadınların % 27,4’ünün ücretsiz aile işçisi olduğunu göstermektedir. Çalışılan sektörlere bakıldığında hizmetler % 51,6 ile ilk sırada yer alırken, onu % 30,7 ile tarım sektörü izlemekte.

Türkiye’de işgücü piyasasında yaşanan en büyük sorunlardan biri kayıt dışı çalışmanın yaygın olması. Erkeklerin % 28,4’ü kayıt dışı çalışırken kadınlarda bu oran % 46,9. Ücretsiz aile işçiliğinde kayıtdışı oranı % 90,4’tür. En çok kayıt dışı işçi çalıştırılan alan ise tarım sektörü ve bu alanda kadınların % 95,2’si herhangi bir sosyal güvencesi olmadan çalıştırılıyor.

Diğer bir kategoriyi ise ev eksenli çalışma alanları. Bu, kendi hesabına ve parça başı çalışma olarak ikiye ayrılır. Sosyal güvence ve örgütlenmeden uzakta olduması nedeniyle maliyetlerini azaltmak isteyen firmaların en sık başvurduğu yöntemlerden biri. Ev eksenli çalışanların aldıkları ücretler çok düşük ve yapılan işin miktarı da çok uzun çalışma saatlerini -hatta işin bitirilmesi için yaşlıların ve çocukların da yardımını- gerektirmektedir. Bu alanda işçi sağlığı ve iş güvenliğinin varlığından söz etmek mümkün değil. Kadınlar büyük oranda kayıt dışı olarak çalıştırılıyor. 2011 yılına ait resmi verilere göre, Türkiye’de yaklaşık 150.000 ev işçisi bulunuyor. Ancak yüksek kayıt dışılık göz önüne alındığında gerçek sayının bunun çok üzerinde olması muhtemel. 2014 yılı Eylül ayında çıkan torba yasa ile birlikte ev işçileri; aynı işverene 10 günden az ve fazla çalışanlar olarak ikiye ayrılıyor. 10 günden az çalışanlar için yalnızca meslek hastalığı ve iş kazası primini yatırması gereken işveren, iş güvenliğine dair herhangi bir sorumluluğun altına girmemekte. Üstelik çalışılan günlerin işverenin bildirimine tabi olması ve bir kontrol mekanizmasının bulunmaması kayıt dışının teşviki anlamına geliyor.

Kadın emeği, hane içinde karşılıksız verilen yani piyasada bir değer olarak karşılığı olmayan ama ekonomiyi doğrudan etkileyen temizlik, alışveriş, çamaşır/bulaşık gibi faaliyetlerin yanında, hane halkının eğitimi, kişisel gelişimi gibi tüm değerlerin üretimini ve yeniden üretimini de kapsar. Karşılıksız emek ne ulusal ne de uluslararası verilerde yer almaz. Türkiye’de kadınların harcadığı karşılıksız emek erkeklerden çok daha fazladır. Kadınlar toplam çalışma zamanlarının % 87’sini karşılıksız emek faaliyetlerine ayırırken, erkekler çalışma zamanlarının % 84’ünü ücretli emeğe ayırmaktadır. (Başak, Kıngır, Yaşar, 2013).

İşgücüne dahil olamama nedenlerine baktığımızda, geleneksel cinsiyet rollerinin oynadığı rol açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Kadınların % 57,9’u ev işleri nedeniyle iş aramadıklarını ifade ederken, erkekler için ev işleri ile meşguliyet herhangi bir engel olarak görülmemektedir. Erkeklerde emeklilik, eğitim/öğretim içinde olmak ve çalışamaz halde bulunmak iş gücüne katılamamanın ilk üç nedenidir.

Var olan durumun resmini çizdikten sonra önümüzdeki günlerde Türkiye’de kadın emeği ve istihdamı alanında bizleri nelerin beklediğine bakmak önemlidir.

Politika metinlerinde kadın emeği ve istihdamı

Bu sorunun cevabını Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG) Platformu olarak hazırladığımız politika raporu ile vermeye çalıştık. 10. Kalkınma Planı, 2014 Yılı Programı ve 2014-2023 Ulusal İstihdam Strateji Belgesi gibi temel metinleri ve bakanlıkların hazırladığı strateji planlarını inceledik. Belli başlı tartışma noktaları şöyle belirtilebilir:

Ulusal İstihdam Strateji Belgesi’nde vurgu yapılan, sürdürülebilir büyüme için iş gücü piyasasının esnekleşmesidir. İşin korunması ve aynı işte kalabilme güvencesini ifade eden “iş güvencesi” yerine, istihdamın korunması, kesintilerle olsa da sürdürülmesi ve tek bir işverene bağlı olmadan çalışmanın devamlılığını ifade eden “istihdam güvencesinin” önem kazandığı açık bir şekilde görülmektedir. Bu çerçevede, özel istihdam büroları yolu ile geçici çalışmanın yaygınlaştırılmasının özellikle kadınlar, gençler ve uzun süreli işsizlerin istihdam edilebilirliğini arttıracağı belirtilmektedir.

Esnek çalışma özellikle piyasa katılığı ve kıdem tazminatı çerçevesinde tartışılmakta ve bu durum OECD’nin “İstihdam Koruma Mevzuatı Endeksi” ile kurulmaktadır. Endekste işgücü piyasasının esnekliği iki temel gösterge üzerinden değerlendirilmektedir. Birincisi, çalışanların bireysel ya da toplu olarak işten çıkarılmaları, diğeri ise geçici süreli çalışma ve belirli süreli sözleşme üzerinden çalışmadır. Aslında iş güvenliği açısından değerlendirilebilecek ilk parametreye göre 2013 verileri Türkiye’nin 43 ülke arasında 23. sırada bulunduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, geçici çalışmaya dair düzenlemelerde Tükiye’nin sırası 34’tür. Bu da yasal zeminin hazırlanarak özel istihdam büroları ile geçici/kiralık işçilik uygulamalarının hayata geçirilmeye çalışılmasının dayanağı olmaktadır.

Kadınların işgücüne katılımlarının önündeki en büyük engel çocuk, hasta/yaşlı/engelli bireylerin bakımıdır. Türkiye’de özellikle 0-6 yaş arası dönem çocuk bakımı ve eğitimi açısından en az önem verilen dönemi kapsamaktadır. Kadınların işgücüne katılımlarında bakım sorumlulukları hükümet tarafından kabul edilse de uygulanan politikalar özel kreşlerin teşvik edilmesi ve esnek çalışma çerçevesinin dışına çıkmamakta.

8 Ocak 2015 tarihinde Başbakan Davutoğlu tarafından açıklanan ‘’Ailenin ve Nüfusun Dinamik Yapısının Korunması Programı’’ kapsamında hazırlanan eylem planı cinsiyetçi politikaları açık olarak ortaya koyuyor. Ücretsiz ya da düşük ücretli kreş ve anaokullarının yaygınlaştırılması yerine, özel kreşlere 5 yıl vergi istisnasından faydalanma imkanının getirilmesi, dar gelirli hanelerin çocuk bakımı hizmetlerine ulaşımını imkansızlaştırıyor. Yaşlı bakım merkezlerinin sayısının arttırılması hedefi ise yalnızca gündüzlü bakımı kapsamakta ve aile yanında bakımın teşviki ile tüm sorumluluk yine kadınlara bırakılmakta. Annelik izninin bitiminden sonra ilk çocuk için 2, ikinci için 4 ve üçüncü için 6 ay yarı zamanlı çalışma ve tam maaş ödeme vaadi, özel sektörde bu maaşların işssizlik fonundan karşılanacağı gerçeğini sessizce geçiştirmektedir. Üstelik bu uygulama ancak vasıfsız olarak nitelendirilen işlerde çalışanlar için mümkün olabilecektir.

Hem memura hem de işçiye, çocuk ilkokula başlayana kadar yarı-zamanlı çalışma imkanı, hem yarı zamanlı çalışmanın daha düşük gelir, eksik sigorta ve emeklilik primi demek olduğu hem de hedeflenenin yalnızca bakımdan sorumlu kadınlar olduğu gerçeğini göz ardı ediyor. Diğer taraftan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı özel istihdam büroları yolu ile geçici işçilik uygulaması şartı getirmektedir.

Yukarıdaki ve benzeri uygulamalarla esnekliğe yapılan vurgu çoğunlukla kadınların hem çocuklarına bakıp hem de çalışabileceği bir model olarak sunulan yarı-zamanlı iş temelinde gündeme getirilmektedir. Oysa esneklik adı altında allanıp pullanan durum dünyada olduğu gibi Türkiye’de de işgücü piyasasının eğretileşmesidir. Eğretileşmeyi tanımlayan beş özellik bulunmaktadır: Çalışanların tercih şansının yokluğu, düşük gelir seviyesi, geleceğe dönük belirsizlik, düşük işgüvencesi ve çalışma, sağlık ve güvenlik koşullarında ve temsilde yetersizlik. Tüm bir piyasa için geçerli olsa da kadınlarda ve özelikle göçmen ve düşük eğitimli kadınlarda ve bazı hizmet sektörlerinde çalışan kadınlarda ağırlığının fazla olduğu görülmektedir.

Tüm bu tartışmalardan da anlaşıldığı üzere, Türkiye’de kadın istihdamındaki artış niteliksiz olarak düşünülen ve güvencesiz işlerde -esnek çalışmanın artışına paralel olarak- gerçekleşecek. Kayıt dışı çalışmayı kayıt altına alma çabaları ise sosyal güvenlik sisteminin getirdiği kazanımlardan yararlanma koşullarını yerine getiremeyen bir ‘’esnek güvenceli’’’işçi grubunun doğmasına yol açacaktır.

Bu tablo karşısında KEİG Platformu olarak yıllardır kadın emeği ve istihdamı alanında kadınların sözünü söylüyor, hem makro hem de mikro düzeyde politikaları etkilemeye çalışıyoruz. Bu alanda yıllar içerisinde oluşturduğumuz taleplerimizin bir kısmına burada yer vermemiz, mücadele olanaklarımızı arttırmamıza zemin sunabilir.

Talepler

• Çalışma saatlerinin, tam zamanlı statüsünün korunarak azaltılması ve iş koşullarının iyileştirilmesi,

• İnsana yakışır iş koşullarına sahip, yasal bakım izinleri, izin sonrası iş garantisi hakkı ve sosyal haklara erişimi temel alan kayıtlı istihdamın standart hale getirilmesi, esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerinin teşvik edilmemesi,

• Kadın istihdamının insan onuruna yaraşır işlerde artırılmasının esas alınması, çalışma yaşamında cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik yasal düzenlemeler yapılması ve uygulanması,

• Ebeveynlerin farklı yaşam ve çalışma koşulları ile uyumlu; süre, sunulan hizmetin türü ve mekan gibi açılardan çeşitlendirilmiş; sosyal hak olarak ücretsiz şekilde düzenlenmiş; verilen bakımın ve eğitimin, ailelerin gelir düzeyleri arasındaki farklardan ve eşitsizliklerden etkilenmeyecek kalitede olduğu erken çocukluk ve bakım ve eğitim hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve 0-6 yaş grubunu kapsaması,

• Ücretli doğum izninin 24 haftaya çıkarılması,

• Toplam 12 ay ücretli ve en az iki ayının babadan anneye transfer edilemez (sadece babalar tarafından kullanım hakkını içeren) ebeveyn izni verilmesi,

• Diğer bağımlı aile bireylerinin (yaşlı, engelli, hasta) bakımına yönelik kurumsal hizmetlerin mekan, süre, sunulan hizmetin türü gibi açılardan çeşitlendirilerek yaygınlaştırılması,

• ILO’nun 189 No’lu “Ev İşçileri İçin İnsana Yakışır İş” sözleşmesinin onaylanarak iç hukukun sözleşme ile uyumlu hale getirilmesi ve yapılacak olan yasal düzenlemelerin göçmen kadınları da kapsaması,

• Ev işçiliğinin net bir tanımının ve hizmetlerin sınıflandırılmasının yapılması,

• Ev işçileri için çalıştıkları işyeri olan evin özel koşullarını göz önüne alan bir işçi sağlığı ve güvenliği yasası çıkartılması,

• ILO 177 Sayılı Evde Çalışma Sözleşmesi imzalanması ve gerekli düzenlemelerin yapılması,

• İşyeri ev olduğu için, kayıtlı çalışmanın ve çalışma koşullarının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından denetlenebilmesi için özel düzenlemeler getirilmesi,

• Ev eksenli çalışanların konutlarında mal ya da hizmet üretirken iş sağlığı güvenliği önlemlerinin alınmasının sağlanması

*Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG) Platformu Üyesi.

* Bu yazı 11 Mart 2015 tarihinde Yeni Özgür Politika – PolitikAart‘ta yayımlanmıştır.

Şunlar İlginizi Çekebilir...