KADINLARIN ÖZGÜRLEŞMESİNİN VE KADIN ERKEK EŞİTLİĞİNE ULAŞMANIN YOLU KADINLARIN İNSANA YAKIŞIR İŞLERDE ÇALIŞMASINDAN GEÇER
Türkiye’de kadın istihdamının düşüklüğü gittikçe artan oranda, değişik kesimlerin farklı bakışaçılarından tartıştığı bir konu haline geldi. Buna karşın, bu tartışmalarda ileri sürülen, sorunun çözümüne yönelik önerilerin bütünlükten uzak olması ve hükümetlerin bu konu karşısında gösterdikleri duyarsızlık kaygı verici bir durum sergiliyor.
Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG), 2 Nisan 2006 tarihinde, kadın emeği ve istihdamı alanında çalışan bir grup kadın aktivist ve akademisyen tarafından kurulmuştur.
KEİG, 24 Şubat 2007 tarihinde, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden gelen kadın örgütleri, sendikalar, meslek odaları, meslek dernekleri, işveren örgütleri, üniversiteler, kamu kurumları ve yerel yönetimlerin temsilcilerinin katıldığı Kadın Emeği ve İstihdamı Toplantısı’nı düzenledi. Konferanstan sonra KEİG, kadın örgüt ve inisiyatiflerinin üye olduğu bir Platforma dönüştü.
KEİG Platformunun üyeleri, kadın emeği ve istihdamı konusunda kadın bakış açısı ile çalışan kadın sivil toplum kuruluşları, inisiyatifleri ve grupları ile belediyeler, sendikalar ve yarı kamusal kuruluşların içindeki kadın bakış açısı ile çalışan kadın grupları ve inisiyatiflerinden oluşmaktadır.
KEİG Platformu,
- kadınların eviçi ve evdışı emeğini görünür ve değerli kılmak ve
- kadınların insana yaraşır çalışma koşulları içinde erkeklerle eşit olanak ve fırsatlara sahip olarak istihdam edilecekleri bir ortamın oluşturulmasını sağlamak için üye örgütlerin deneyimlerinden yola çıkarak ortak politikalar üreterek cinsiyete dayalı sisteme karşı mücadele vermeyi amaçlar.
Boşanmış, dul, kocasını terk etmiş/kocası
tarafından terk edilmiş, kocası cezaevinde olan kadınlar Türkiye'de nasıl
yaşar?
Şemsa Özar
ve Burcu Yakut-Çakar
KEİG
Platformu ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu
10 Eylül 2011 tarihinde İstanbulda yapılan toplantıda Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Md’lüğü için yapılan araştırmanın raporu
açıklandı.
http://www.spf.boun.edu.tr/content_files/SPF-SYDGM_NihaiRapor.pdf
Boşanan, dul kalan, terk edilen/eşini terk eden, eşi cezaevine
giren, yani bir biçimde birlikte oldukları erkekler yaşamlarından çıkan
kadınlar, daha önceki yaşamlarına göre çok farklı bir hayata adım atmaktadır. Bu
durumdaki birçok kadın, yeni hayatlarında maddi açıdan büyük güçlüklerle
karşılaşmakta; bunun yanı sıra gündelik yaşamlarının neredeyse her anında ayrımcılık
içeren toplumsal yargılarla başetmek durumunda kalmaktadır. Bu zor süreçte kamu
kurumlarından da aile kurumundan da ihtiyaç duydukları maddi ve manevi desteği
alabildikleri söylenemez. Bu olgu, toplumsal yaşamımızda hüküm süren kadınlara
karşı cinsiyete dayalı eşitsizlik ve ayrımcılık pratikleri kadar, özellikle son
yıllarda gittikçe artan biçimde güvencesizleştirilen çalışma yaşamından ve
sosyal güvenlik sisteminin yetersizliklerinden de kaynaklanmaktadır.
Aile içi cinsiyet temelli iş bölümünde kadınlara parasal karşılığı
olmayan ev işleri ve tüm ailenin bakımına yönelik hizmetleri yerine getirmek
düşmekte, bu hizmetleri karşılayacak kamusal düzenlemelerin yokluğu ve cinsiyet
temelli iş bölümünün katılığı kadınların ev dışında gelir getirici işlerde
çalışmasını neredeyse imkânsız kılmaktadır. Bu nedenlerle, evin gelir getiren
erkekleri yaşamlarından çıkan kadınlar, genellikle çocuklarıyla birlikte, apansız
bir yoksullaşma içine düşebilmektedir. Sosyal güvence kapsamında olan eşleri vefat
edenler ya da boşanma sonrası nafakaya hak kazanan kadınlar arasında dahi gelir
kaybı ve yoksullaşma sıklıkla rastlanan bir durumdur. Eşleri kayıtdışı çalışan
yani sosyal güvencesi olmayan kadınların durumu ise tabii ki daha vahim bir
tablo sergilemektedir. Türkiye’de kayıtdışı çalışan kesimin yüksekliği gözönüne
alındığı takdirde, eşi vefat ettiği anda beş parasız kalan kadınların sayısının
az olmayacağını tahmin etmek zor değil.
Türkiye’de
eşlerin, aile içinde eşit haklara sahip olduğundan ya da karar alma süreçlerine
eşit katılımından bahsetmek mümkün değil. Aile içi ilişkilere ve toplumsal
yaşama hakim olan erkek egemen yapı, kadın ve erkeklerin doğuştan sahip
oldukları farklılıklara uygun roller üstlendiği yargısından hareketle
meşrulaştırılmaktadır. Türkiye’de aile içinde ve dışında kadın ve erkeklere
sunulan roller, kadınların tek başlarına ya da çocuklarıyla birlikte bir yaşam
sürdürebilecekleri zemini hazırlamaktan uzaktır. Erkeklerin aile yaşamından çıktıkları
durumda, kadınlar kendi ayakları üzerinde durabilecek, kendi ve varsa
çocuklarının geçimini sağlayabilecek olanaklardan yoksun bırakılmaktadır.
Temel ihtiyaçların karşılanması
Kadınların
ancak yaklaşık dörtte biri yiyecek, yakacak, giyecek, ev eşyası ve çocukların
eğitimi gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmektedir. Kira, elektrik-su
faturaları gibi barınma ile ilgili sorunlar gündelik hayatları etkileyen
yaşamsal sorunlar olarak ön plana çıkmaktadır.
“Beş
çocukla, beş öğrenciyle kirada neler çektiğimi allah bilir...” (33 yaş, eşi
cezaevinde, İstanbul)
Çevre baskısı, “namus” meselesi
“Maddiyatın yanı sıra
bir de şöyle sıkıntılar var. Dul kadın sıkıntısı. Dul kadın her zaman dul kadındır, namusu yoktur, mutlaka
bir namussuzluk yapar zihniyeti var toplumda.”
(42 yaş, eşi vefat etmiş, İstanbul)
Şiddet görme ve terk edilme
“Kaynana bir yerden
dövdü, kocam bir yerden dövdü. Karnımı görsen hep kesik... 9 yıl sonra ayrıldık. Herşeye rağmen, öldürmeye
kalkıyordu, yastıkları yüzüme kapatıyordu öldürmeye kalkıyordu.” (45 yaş,
boşanmış, Denizli)
Bazı
kentlerde şiddet gören kadınların sığınabileceği sığınma evleri bulunmasına
rağmen, bu evlerde kalma süresinin kısıtlılığı ve bu sürenin sonunda
kadınların, çoğunlukla küçük çocukları ile beraber, yaşamlarını sürdürebilecek
maddi koşullara sahip olmaması nedeniyle, sığınma evleri halihazırdaki işleyiş
biçimleriyle soruna çare olamıyor.
Kadınların çalışması önündeki
engeller, çalıştıkları işler
Kadınların çalışmasının önündeki engellerin
başında toplumsal cinsiyet temelli rol dağılımında paylarına düşen ev işleri,
çocuk ve yaşlı bakımı gibi sorumluluklar geliyor. Ortalama ücret alan bir
çalışanın maddi açıdan erişebileceği kreş ve yuvaların neredeyse yokluğu, kamu
okullarındaki eğitimin mesai saatleriyle uyum içinde tasarlanmamış olması,
kadınların çalışma yaşamına ya hiç adım atmamasına ya da çocuk sahibi olduktan
sonra süreli ya da süresiz olarak işlerini terk etmelerine neden oluyor.
Araştırmanın
niceliksel çalışma sonuçlarına göre eşi vefat etmiş kadınların sadece yüzde 5,5’i,
boşanmış kadınların ise yüzde 26,1’i gelir getirici işlerde çalışıyor.
Özellikle
küçük yaşta çocukları olan kadınlar eve iş alarak oldukça düşük ücretler
karşılığı parça başı işler yapıyor ya da gündeliğe gitme, mahalledeki
apartmanların merdivenlerini silme gibi zor koşullarda güvencesiz işlerde çalışıyor.
Nasıl bir politika?
Gerek
çeşitli ülkelerde yapılan çalışmalar gerek bu araştırmanın bulguları,
kadınların yaşamlarını kendi tercihleri doğrultusunda iyileştirecek bir ortamın
oluşturulmasının “yardım” adı altında nakit transferi yaparak mümkün olmayacağını
açık bir biçimde göstermektedir. Ülkedeki gelir dağılımı eşitsizliği, kayıtdışı
ve sosyal güvenceden yoksun çalışma koşullarının yaygınlığı ve toplumsal
cinsiyet eşitsizlikleri ve ayrımcı uygulamalar kadınları her alanda kısıtlayıcı
birçok dinamiği tetiklemektedir. Bu çerçevede uygulanacak politikalar çalışma
koşulları, gelir adaletsizliği ile birlikte toplumsal cinsiyet temelli
eşitsizlikleri ve ayrımcılığı dönüştürmeyi hedeflemelidir. Sunulacak
politikalar bir yandan yaşamını son derece güç koşullarda sürdüren kadınların
sorunlarını en acil biçimde çözmeye yönelik olmalı, diğer yandan ise kadınların
bir erkeğe ya da aileye bağımlı olmadan, bir birey olarak yaşamlarını
sürdürebilmelerini sağlamayı hedeflemelidir. Sorunlar ortaya çıktıktan sonra onların
yol açtığı yıkımlara karşı çözüm aramak yerine, bu sorunların ortaya çıkmasına
neden olan toplumsal yapı ve ilişkileri dönüştürmeye yönelik politikalar
üretilmesinin gerek toplumsal yaşamın geleceği gerek kamu kaynaklarının etkin kullanılması
açısından önem taşıdığını düşünüyoruz.
SENDİKALARDA ERKEK EGEMENLİĞİNE KARŞI KADIN İNİSİYATİFİ - KADIN DAİRESİ PROGRAMI
Sendikalarda erkek egemenliğine karşı kadın inisiyatifi basın açıklaması
23 Haziran 2011
Direnişlerde, grevlerde en önde biz, yönetimlerde,
karar organlarında erkekler,
değişmeli ve değiştireceğiz…
Bizler
Sendikalı kadınlar olarak cinsiyetçi tüzük ve programlara itiraz ediyoruz,
Sendikalarda
hakim olan erkek egemen yapılara, zihniyete,
tutum ve uygulamalara hayır diyoruz.
Hükümet ve patronlar muhafazakar, neo-liberal işgücü
politikalarıyla, kadınlara yarı zamanlı, geçici, taşerona ve çağrıya bağlı,
esnek ve güvencesiz bir çalışma modelini uygun görüyor. Bu modeli kadın istihdamını
arttırmanın tek yolu olarak ileri sürüyor. Biz kadınlar bu dayatmayı kabul
etmiyoruz. Kadınlar için insana yaraşır
bir iş, eşdeğerde ücret, ayrımcılıktan ve şiddetten arındırılmış bir çalışma
ortamı ve iş güvencesi istiyoruz. Bu nedenlerle kadınların sendikalaşmasının
zorunlu olduğunu düşünüyoruz.
Biz kadınlar, sendika temel metinlerinde, tüzük ve
programlarında taleplerimizin tanımlanması gerektiğini biliyoruz. Ama ne yazık
ki işçi erkekler üzerinden örgütlenme politikaları oluşturan sendikalar, işçi
kadınların sorunlarını ve taleplerini yok sayıyorlar. Bu durum böyle devam edemez. Sendikalar tek
başına erkeklere ait değildir.
Bizler, işçi sendikalarında yıllardır kadın emeğinin
görünür kılınması için mücadele vermemize rağmen yönetimlere sesini çok az
duyurabilen kadınlarız,
Bizler, işçi ve kamu emekçileri eylemlerinde en önde giden
ama yönetimlerde ve karar mekanizmalarında yok sayılan sendikalı kadınlarız,
Bizler, cinsiyetçi iş bölümüne karşı uğraş veren kadınlarız,
2010 yılının nisan ayında bir araya gelerek, cinsiyet
eşitliğini gözetmeyen ve kadına yönelik ayrımcılığın önünü kapamayan sendika
tüzüklerini, feminist politika içeren bir hale getirmek için Sendikalarda erkek egemenliğine karşı kadın
inisiyatifini oluşturduk.
Yıllar
önce 1955’de kadın komisyonu kurarak, tüzüğünde yetki sorumluluk ve çalışma
biçimlerini tanımlayan ve sendikanın diğer organlarıyla ilişkilenme tarzını
ortaya koyan Avusturya Sendikalar Birliği’nden (ÖGB),
Almanya’nın en büyük
konfederasyonu olan DGB’ye,
Hizmet
sendikaları konfederasyonu VERDİ’ye,
Son
dönemlerde oluşan sendikal birliklerden, Avusturya İmalat Sendikaları Birliği
PRO-GE’ye,
1.3
milyon üye ile İngiltere ve Avrupa’nın
en büyük kamu sendikalarından, eşitlikçi kadın yapılarıyla bilinen UNISON’a, kadar
pek çok konfederasyon ve sendikanın tüzüklerinden faydalanarak,
cinsiyetçilikten arınmış bir tüzük taslağı hazırladık…
Tüzük önerimizin, erkek egemen sisteme karşı olduğunu
söyleyen, kadın-erkek eşitliğine önem veren, yaşamın ve çalışma yaşamının her
alanında ayrımcılıkların ve eşitsizliklerin ortadan kaldırılması için mücadele
yürüten, kendilerini devrimci, ilerici olarak tanımlayan sendikalar başta olmak
üzere emeğin hakkını savunduğunu iddia eden tüm sendikalarda hayata geçmesini
istiyoruz.
Emeği ile geçinen herkes cinsiyeti, cinsel yönelimi ve
cinsiyet kimliği ne olursa olsun ayrımcılıkla ve şiddetle karşılaşma kaygısı duymadan sendika üyesi olabilmelidir.
Kadınların ve LGBT bireylerin sendikalar içinde grup örgütlenmelerini
kurmalarının önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır.
Sendikalar çalışma yaşamında ve sendika içinde
kadın-erkek eşitliğini sağlamalı, bu konuda politikalar üretmelidir.
Sendikalarda kadınların sendikal örgütlenmeleri üzerinde her türlü engelin
kaldırılması için mücadele edilirken, biz kadınların sendika içinde yeterli
biçimde temsili için, kota da dahil olmak üzere her türlü pozitif ayrımcılık
tedbirleri hayata geçirilmelidir.
Ev işi ve bakım hizmetlerini sadece kadınların yaptığını ve
erkeklerin yapmadığı, bunun içinde kadınların mesleki eğitim ve sendikal eğitim
almalarının önünde önemli engel oluşturduğunu saptayarak, sendika tüzüklerinde
kadınların bu temel sorununu çözümleyecek maddeler hayata geçmelidir.
Sendikalar içinde kadınlara yönelik cinsel suç tanımı
yapılmalı, bu suçu işleyen sendika üyesi ya da sendika yöneticisine suçun
ağırlığına göre uyarı, uzaklaştırma cezası verilmeli ya da üyeliği iptal
edilmelidir. Taciz, cinsel saldırı, mobbing, tecavüz, fiziki şiddet gibi kadına
yönelik suçlarda kadının beyanı esas sayılmalıdır. Kadınlara yönelik suçların
takibi kadınlar tarafından oluşturulan bir disiplin kurulu tarafından
yapılmalıdır.
Kadınlara yönelik ayrımcılıkların ortadan kaldırılması,
işçi kadının çıkarlarını savunan sendikal politikaların oluşturulması için
kadınların sendikalar içinde örgütlenmeleri, kendi yapılarını ya da grup
örgütlenmelerini kurmalarının önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır. Sendika
tüzük ve yapılarında kadınların ve ayrımcılığa uğrayan tüm bireylerin, grup
örgütlenmelerine yer verilmelidir.
Bizler biliyoruz ki bir araya gelerek bir güç
oluşturduğumuzda ancak sesimizi duyurup,
sendikalar içindeki erkek egemenliğini ortadan kaldırabiliriz.
İşte Novamed, işte Desa, işte Tekel-Direnişi, işte Bericap.
Biz, sendikalı, sendikasız ve sendikalarda örgütlenme çalışması yapan kadınlar
olarak, grevlerde, direnişlerde, gösteri yürüyüşlerinde en ön saflarda yer
alıyoruz, ama ne yazık ki sendikaların, yetki ve karar organları erkeklerin
iktidarındadır. Bu durum artık değişmeli…
Biz işçi ve kamu emekçileri sendikalarından gelen
kadınlar sendikalarda hakim olan erkek egemen yapılara, zihniyete, tutum ve uygulamalara karşı isyan ediyoruz.
Mutlaka
ama mutlaka daha fazla sendika üyesi kadın, daha çok kadın temsili, daha fazla
kadın delege, kadın yönetici ve daha fazla kadın sendika başkanı ve de
sendikalarda kadın örgütlenmeleri istiyoruz.
Bunun için ayrımcılıktan arındırılmış sendika tüzükleri,
kadın üyelerin taleplerini yansıtan sendika programlarına ihtiyacımız var.
Biz kadınlar olarak algılarını ve kapılarını kadın üyeye
ve kadın temsilcilere, kadın yöneticilere kapayan sendikaları artık istemiyoruz.
Hazırladığımız sendika tüzük ve program önerimizi kamuoyuna açıklıyor,
konfederasyon ve sendikaların tüzük ve program metinlerini ivedilikle
değiştirmeleri için çalışmalara başlamalarını istiyoruz.
Toplantı talebimize olumlu cevap veren DİSK yönetimini
bugün saat 12.30da ziyaret edeceğimizin haberini sizlere iletirken bunun ilk
adım olduğunu, diğer ziyaretlerin devam edeceğini bilmenizi isteriz. Yaşasın
kadınların mücadelesi
KEİG Platformu 17 Nisan 2009 tarihinde, Ankara’da, Türkiye'de Kadın Emeği ve İstihdamı Sorun Alanları ve Politika Önerileri raporunu açıkladı.
Toplantıya kadın örgütleri, akademisyenler, sendikalar, meslek örgütleri, kamu ve yerel yönetim temsilcilerinin yanı sıra TBMM Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı Milletvekili Güldal Akşit, İLO Türkiye temsilcisi Güldal Akşit, AB TR Delegasyonu temsilcisi, Almanya Büyükelçiliği temsilcisi katıldı.
2008 yılında gelişmiş ülkelerde başlayan ekonomik kriz, bugün gelişmekte olan ülkeleri de etkisi altına alarak küresel bir buhrana dönüştü. Krizin etkileri üretimde hızlı bir çökme ve işsizliğin tırmanışı olarak kendini gösteriyor. Toparlanma ve krizden çıkış için henüz yeterince ışığın görülmediği, krizin boyutlarının nereye kadar uzanacağının kestirilemediği bir dönemin içindeyiz.
Krizin milyonlarca işsiz yaratması, yoksulluğu şiddetlendirmesi beklenirken, kadınlar da bu durumdan fazlasıyla etkilenecek. Sadece krizler nedeniyle değil, ekonominin cinsiyetçi yapısı nedeniyle kadınlara yönelik ayrı bir yaklaşımın gerekli olduğunu düşünüyoruz. Bu ekonomik sistemde kar edebilmenin önkoşullarından biri, cinsiyetçi eşitsizliklerin ve erkek egemen yapıların varlığını güçlenerek sürdürmesi. Kadınlar hem iş hem de ev yaşamında baskı ve eşitsizliğe maruz kalıyor.
Bu nedenle, KEIG tam da krize denk gelen bu dönemde kadınların ekonomik yaşam içindeki yerini sorgulamak, sorunları saptamak ve çözüm önerileri sunabilmek için bu raporu hazırladı. Raporda; kadınların işgücü piyasalarındaki durumu, sosyal güvenlik meselesi, kadın istihdamına çözüm olarak bugüne kadar önerilen konulara yönelik eleştiriler ve çözüm önerileri yer alıyor.
Rapor, KEİG Platformunu oluşturan kadın emeği ve istihdamı alanında çalışan 27 kadın Sivil Toplum örgütü tarafından birlikte yazıldı. Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi Platformu, alanında çeşitli politikalar üretip bu politikaların savunuculuğunu üye örgütleriyle birlikte hem yerel hem de ulusal alanda harekete geçirmeyi hedefler.
Raporda emeği geçen bütün kadınlara teşekkür ediyoruz. http://www.keig.org/Yayinlar.aspx
Türkiye'de Kadın Emeği ve İstihdamı Sorun Alanları ve Politika Önerileri raporunun ingilizce çevirisini yayınladık.
KEİG Platformu'nun Women's Labor and Employment in Turkey Problem Areas and Policy Suggestions adlı ingilizce raporuna http://www.keig.org/eng/Yayinlar.aspx adresinden ulaşabilirsiniz. Raporun basılı kopyasını iletisim@keig.org adresinden isteyebilirsiniz.
KEİG Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme Çalıştayı 3 Kasım 2008
KEİG Platformu, 3 Kasım tarihinde Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük Salonunda, Türkiye’de Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme: Dersler, Sorunlar, Öneriler konulu bir çalıştay gerçekleştirdi.
Çalıştaya Glasgow Caledonian Üniversitesinden Dr. Ailsa McKay yönlendirici olarak katıldı. Ailsa McKay, Toplumsal Cinsiyet ve Ekonomi uzmanı, İskoç Parlamentosu’nun Bütçe Sürecinde Fırsat Eşitliği Komisyonu 2008/09 dönemi uzman danışmanı ve Avrupa Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme Ağı kurucusudur.
Toplantıya kadın örgütleri, akademisyenler, sivil toplum örgütleri, sendikalar, belediyeler, valilik temsilcileri katıldılar. Çalıştay Friedrich Ebert Stiftung Türkiye Temsilciliğinin desteği ile gerçekleşmiştir.
Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme konusunda İskoçya ve diğer ülkelerdeki deneyimlerini aktaran Ailsa McKay’in sunumunun Türkçesini sitemizde yayınlıyoruz. http://www.keig.org/RaporVeriler_TURK_Ayrinti.aspx?id=30
Prof. Dr. Gülay Günlük-Şenesen, İstanbul Üniversitesi tarafından TBMM Plan Bütçe Komisyonunun düzenlediği Bütçe Sürecinde Parlamentonun Değişen Rolü Sempozyunumda yaptığı sunumu Türkiye için bir değerlendirme kapsamında yayınlıyoruz. http://www.keig.org/RaporVeriler_TURK_Ayrinti.aspx?id=31
Çalıştayın tartışma kısmında katılımcılar, Toplumsal Cinsiyet Bütçeleme Grubu oluşturmayı ve birlikte çalışmayı önerdiler. Sağlık ve sosyal güvenlik bütçesini inceleyerek çalışmalarına başlayabileceklerini vurguladılar.
KEİG Yayını: Avrupa Birliğinde Çalışma Yaşamında Kadın-Erkek Eşitliği: Türkiye Açısından Karşılaştırmalı Bir İnceleme
Aysun Sayın tarafından hazırlanan bu çalışma, Avrupa Birliği'ne giriş sürecindeki Türkiye'de, istihdam alanındaki kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik mevzuatı özetlemekte ve aynı zamanda eşitlik politikaları üzerine bir tartışma yürütmektedir. Yayına ulaşmak için tıklayınız. http://www.keig.org/Yayinlar_Ayrinti.aspx?id=73
Euromed Politikaları Konferansı , Akdeniz’de Kadınların Ekonomik Hakları, Brüksel, 17 – 18 Kasım 2008 tarihinde yapıldı.
Toplantıya kadınların ekonomik açıdan güçlendirilmesi alanlarında çalışan AB ve BM görevlileri ile Filistin, Lübnan, Mısır, Fas, Tunus, Ürdün, Suriye, Cezayir, Fransa, Kıbrıs, Almanya, İsrail, İtalya, Norveç, İngiltere ve ABD’den bürokratlar, STK temsilcileri, gazeteciler katıldı.
KEİG Platformu üyesi Prof. Dr. Gülay Günlük Şenesen, Facing The Challenge: KEIG – Turkey, Women's Labour and Employment Initiative içerikli sunumu gerçekleştirdi. Euromed web sayfasinda da yer alacak sunumuna http://www.keig.org/RaporVeriler_TURK_Ayrinti.aspx?id=10 ulaşabilirsiniz.
Mayıs 2008’de British Council-EUROMED-Kahire toplantısına bölge raporunun tartışmacısı olarak çağırılan, ayrıca Türkiye hakkında bilgi vermesi istenen Gülay Günlük Şenesen, sunuşun sonunda bir politika değerlendirme örneği olarak KEİG’den bahsetmişti. Daha sonra KEİG tanıtım yazısı bültenlerinde yer almıştı.