Bir adam daha ne kadar alçalabilir?


Ayşe Arman’ın bir kadının özel hayatında ve iş yaşamında uğradığı ayrımcılıkla ilgili Hürriyet’te yayımlanan söyleşisini aşağıda okuyabilirsiniz…

Bir adam daha ne kadar alçalabilir?

Allah kahretsin böyle adamları!
Boyları devrilsin!
Son zamanlarda dinlediğim en korkunç hikâyelerden biri…
Özlem K., âşık olduğu, dokuz yıl birlikte yaşadığı adamın, eski karısıyla yeniden evlendiğini duyunca ayrılmak istiyor.
İşte o noktadan sonra, ‘felaketler zinciri’ başlıyor.
Erkek egosu, bir kadının ondan ayrılmasını kabullenemiyor.
Önce yumuşak yumuşak “Barışalım” diyor.
Sonra gittikçe, tacizin dozajını arttırıyor.
Hakaretler, tehditler…
İşi sonunda, ilişkileri sırasında gizlice çektiği, çıplak ve oral seks yaparkenki fotoğrafları yayımlamaya kadar vardırıyor.
İşte zurnanın ‘zırt’ dediği yer burası…
Erkeklerin intikam aldıklarını zannettiği nokta, aslında ‘alçalışlarının en dip noktası…’
Bir kadın sana âşık oluyor, güveniyor, dokuz yılını veriyor, her şeyini seninle paylaşıyor. Sonra sen ona kazık atıyorsun, o da senden ayrılmak isteyince, “Nasıl yaparsın” deyip intikam almaya kalkıyorsun.
Mahremi herkesin gözüne sokuyorsun.
Onu işinden ediyorsun.
Güya onu rezil ediyorsun.
Asıl rezil olan sensin!
Erkeklik buysa, batsın o erkeklik!

Sizi tanıyabilir miyiz?
-Ben Özlem K. İzmirliyim. 41 yaşındayım. Başıma, bir kadının başına gelebilecek en iğrenç şeylerden biri geldi. Kadınları, bu tür rezil adamlara karşı uyarmak istiyorum. Hukukun nasıl kayıtsız kaldığını anlatmak istiyorum. Aslında bütün dünyaya, yaşadığım korkunç şeyleri haykırmak istiyorum.

Hadi en başa dönelim, eski sevgilinizle nerede, nasıl tanıştınız?
-İş için İstanbul’a gelmişti, o zaman tanıştım.

Nesinden etkilendiniz?
-Kişiliği, tarzı, merakları, ilgi alanları. Mühendisti ama aynı zamanda profesyonel fotoğrafçı. Özgür bir ruhtu ama aynı anda beni sahiplenmek isteyen bir hali vardı. Kibardı. Erkeksiydi. Onun yanında vaktin nasıl geçtiğini bile anlamıyordum. Güldürüyordu, eğlendiriyordu, bir sürü şey öğreniyordum ondan. Aşktı yaşadığımız…Dokuz yıllık sevgilimdi

Ne sıklıkta görüşüyordunuz?
-Sadece hafta sonları. Sonra hafta sonu ve tatiller yetmeyince, İzmir’e yerleşmeye ve emlak danışmanlığı yapmaya karar verdi.Dokuz yıl süper bir ilişkimiz oldu.

Gizli miydi ilişkiniz?
-Yok canım. Erkek kardeşim, halamlar, kuzenlerim, bütün ailem, bütün çevrem herkes tanıyordu. Evli gibiydik. Tek sorun, işlerinin iyi gitmemesiydi. Ama şans yardım etti, Urla’da büyük bir villa sattı. Yüklü bir komisyon aldı. Bana da “İstanbul’a gidiyorum” dedi, “Yurtdışında iş kuracağım. Sonra sen de gelirsin, orada hayal ettiğimiz gibi yaşarız…”

Siz ne dediniz?
-Ne diyeceğim? “Tamam” dedim. Hayatımın sonuna kadar onunla olmak istiyordum. Gitti. Borçlar, yükler bana kaldı. Evimi taşıdım, annemlere yerleştim. Ortak kullandığımız kredi kartı borcunun tamamını ben ödemek zorunda kaldım. Arada geliyordu İzmir’e, “Şirketi kurdum, işi ayarlıyorum, biraz daha sabret” deyip geri gidiyordu. Sonra bir gün aradığımda, telefonu cevap vermedi. Arkasından da eski karısından mesaj geldi: “Biz evlendik! Niye hâlâ arıyorsun Selman’ı? Düş yakasından!” Şok! Önce inanmadım. Nüfus müdürlüğünden araştırdım, gerçekten evlenmişler! Arkasından da Selman’ın telefonları başladı: “Saçmalama, o evliliği sadece yurtdışı için yaptım. Öğretmen ya, o sayede yeşil pasaport alabiliyorum. Formalite evliliği, yoksa ben seni seviyorum…”

Siz n’aptınız peki?
-Kalbim kırıldı! Güvenim sarsıldı. Soğudum. Zaten beni çok yalnız bırakmıştı, bütün borçlarla, zorluklarla ben mücadele etmiştim. Üstüne bir de annemi kaybettim pankreas kanserinden. O kadar kötü zamanlardı ki, yeniden onunla uğraşmak istemedim, ayrılacağımı söyledim. İşte o zaman kıyamet koptu.

Neden?
-Çünkü kabullenmek istemedi. Nasıl olur da bir kadın onu terk eder. Bütün arkadaşlarımı, akrabalarımı aradı. Herkese aynı şeyi anlatıyordu: “Ben Özlem’i seviyorum, onunla bir hayat kurmak istiyorum. N’olur ikna edin, barışalım.” Herkesin cevabı da aynıydı: “Selmancım, biz karışamayız, bu Özlem’in vereceği bir karar!” İstediği yanıtı alamayınca tacizler başladı. Evden, çalıştığım bankadan, cepten bir saat içinde 300 kere falan arıyordu. “…bank”ın Ege Bölge Müdürlüğü hukuk birimindeydim. Ofisin bütün telefonlarını çaldırıyordu. Güvenliği, santralı, Bölge Müdürü’nü, İstanbul Genel Müdürlük’teki bağlı olduğum müdürleri, yetkilileri, herkesi. Bana ulaşmayı başaramayınca, tacizin dozajı arttı. Küfürler, tehditler, “Öldürürüm”ler, “Ben bittim, seni de bitiririm”ler başladı…

Aşağılık bir şey! Peki n’aptınız?
-Öyle bir hale geldi ki, dayanamayıp karısını aradım. Dedim ki, “Kocanız sürekli beni arayıp zorluyor. Ben onunla birlikte olmak istemiyorum. Lütfen müdahale edin, yoksa savcılığa şikâyet edeceğim!” O da öyle bir şey söyledi ki, acayip şaşırdım. Meğer ben onu arayıp tehdit ediyormuşum, taciz ediyormuşum. O sırada baktım cep telefonumdan Selman arıyor. Kadına, “Bakın” dedim, “Şimdi diğer telefondan arıyor, size dinleteceğim.” Hoparlörü açtım, bankada çalışanlar ve karısı hep birlikte dinledik: “Özlem n’olur bu ilişkiyi bitirme, her şeyi yoluna koyacağım, yine eskisi gibi olacağız!” dedi. Ben de ona, “Diğer telefonda karın söylediğin her şeyi dinledi” dedim. Cinnet getirdi. “Bu yaptığını sana ödeteceğim, seni mahvedeceğim!” dedi. Ben de ertesi gün gittim savcılığa şikâyette bulundum. O da beni şikâyet etti, “Aile birliğimizi bozmaya çalışıyor” diye…

Sonra peki?
– Sonra mail kutuma çıplak fotoğraflarımı göndermeye başladı. Üstelik, o fotoğrafları sanki ben ona gönderiyormuşum, “Sen çok aşağılık bir kadınsın! Bu fotoğrafları benim evime göndermeye utanmıyor musun? Bunları çocuklarım ve eşim gördü. Niye yuvamı yıkmaya çalışıyorsun?” türünden mail’ler yazıyordu. Yine savcılığa gittim. “Bakın, beni çıplak fotoğraflarımı yayımlamakla tehdit ediyor, lütfen önlem alın” dedim. Savcı bana ne dese beğenirsiniz: “Klasik bir Don Juan hikâyesi. Sen de adamı çok üzmüşsün!”

Hukuk yardımcı olmadı yani…
-Evet olmadı. Sonra ben birikmiş izinlerimi alıp, İngiltere’ye kaçtım. Orada da buldu beni. Arkadaşımın bir lokantası var, orayı arıyor, olan biteni bilmeyen İngiliz eşi çıkıyor, “Ben Özlem’in kardeşiyim. Birkaç gündür cebinden ulaşamadım, ablamı özledim, ev numarasını alabilir miyim?” diyor. Adam da veriyor. Telefon çaldı. “Alo” dedim. “Benden kurtulabileceğini mi sandın!” dedi. Orada, az kalsın kalp krizi geçirecektim…

Gerçekten İngiltere’de miymiş?
-Yok hayır. Ama bana zarar vermek için ne gerekiyorsa yapıyor. Yanında kaldığım arkadaşımı, “Çocuğunu öldürürüm!” diye tehdit ediyor. Konsolosluğa, mali şubeye ve İngiliz yetkililere mektup yazıyor, benim İzmir’de bankaları dolandırdığımı, İngiltere’ye gidip kaçak işçi olarak çalıştığımı söylüyor! Yapabileceği kötülüğün sınırı yok! Bu kadarla da yetinmedi. Daha da aşağılık bir şey yaptı. Bir erkek daha ne kadar alçalabilir bilmiyorum…

SAPIK VE TACİZCİ

Karısı ve çocukları aleyhime tanıklık etti. Bir psikoloğa, “Sence kocasının yalan söylediğinden hiç şüphelenmiyor mudur?” diye sordum. “Hiçbir kadın, çocuklarının babasının, sapık ve tacizci olduğuna inanmak istemez. En azından çocuklarının onuru için bunu kabullenmek istemez. O yüzden de sana inanmaz” dedi.

NEDEN BULUNAMIYOR?

Bilişim Suçları Amirliği, böyle bir suça yabancı değil. Twitter’da bir sorun yaşanınca, hemen IP’leri bulabiliyorlar. Ya da Facebook’ta internet aracılığıyla bir suç işlenirse. Burada neden bulunamıyor? Bir kadının yaşamı söz konusu olunca önemsenmiyor mu? Bulunabilmesi için, ille de devlete karşı bir suç mu işlenmesi gerekiyor?

Çıplak fotoğraflarımı internette yayınladı

Çıplak fotoğraflarınız internete düşünce ne hissettiniz?
-Ölmek istedim! Daha önce, sadece bana e-mail olarak gönderdiği fotoğrafları Facebook, Flickr, Panorama’da adıma sahte sayfalar açıp yayımlamış. Çok kötü fotoğraflar. Sevişme fotoğrafları, oral seks fotoğrafları. Üstelik hangi arada, nasıl çektiğini de bilmiyorum. Dokuz yıl bir adamla birlikte oluyorsun, her şeyini paylaşıyorsun. İntikam almak için böyle bir rezillik yapıyor.

Bankanın çalışanları da gördü

Aman Allah’ım…
-Evet. Bir de adıma arkadaşlık teklifleri gönderiyormuş. Kabul edenlere bu iğrenç fotoğrafları yolluyormuş. Aynı fotoğraflarla Twitter’da 5-6 tane sahte hesap açmış. Nasıl bir felaketle karşı karşıya kaldığımı bilemezsiniz, telefonlar hiç susmadı. Bir de utanmadan, halama Facebook’tan mesaj yazmış: “Kızınız, eski eşimle evlendim diye öfkelenip, aramızı bozmak için böyle çirkin sayfalar açıyor, çirkin fotoğraflar yayımlıyor. N’olur durdurun onu!” Akıl alacak şey mi? Bir kadın kendini böyle iğrenç konumda gösteren fotoğrafları herkes görsün diye yayımlar mı? Diyelim ki, kendimi rezil etmeyi göze aldım, o zaman niye adamın yüzünün görünmediği fotoğraflar basayım? Bu fotoğraflarda cinsel organından başka bir yeri görünmüyor ki…

Bu anlattıklarınız çok korkunç…
-Bitmedi! Bu fotoğrafları çalıştığım bankanın Facebook hesabına da göndermiş, genel müdürlerim dahil bankanın binlerce çalışanı gördü. Rus fahişe sitelerine koydu

Nasıl açıkladınız onlara durumu?
-“Ayrıldığım adam bana kötülük yapıyor. İnsanlıktan çıktı. Delirmiş durumda!” dedim. Önceleri bir savunma mekanizması geliştirdim, sanki o fotoğraflar bana ait değilmiş gibi. Ama kurtulmak ne mümkün. Telefon üzerine telefon. “Arkadaşlık sitesinden aldım numaranızı, sizinle birlikte olmak istiyorum…” diyen birtakım adamlar. Çünkü Rus fahişe sitelerine de koymuş fotoğraflarımı…

Bu kadar cesur ve pervasız davranmasının nedeni yasalar!

Peki bütün bu yaşadıklarınıza hukuki bir çözüm bulunamadı mı?
-Hâkimlerin karşısına çıkıp, yaşadığım olayları ağlayarak anlatıyordum. Zor zor, 10 tane koruma kararı alabildim. Ama o kararlar, belli bir süreyle sınırlı. Eylem devam ediyorsa, ‘zorlama hapsi’ veriliyor. Benim vakamda devam etmesine rağmen, ‘zorlama hapis’ kararlarını çıkartmakta çok güçlük çektim. “Ya ben intihar edeceğim ya o beni öldürecek, bunu mu istiyorsunuz?” dediğim için alabildim. Birinde üç gün, birinde bir hafta yattı. Ama sonra çıktı. Aynı şeyler devam etti.

Hukuk, kadınları koruyamıyor mu diyorsunuz yani?
-Hâkimler, “Klasik bir aşk hikâyesi, öfkesi geçer!” diye baktılar. Bence tehlikeyi ciddiye almadılar. Baştan işi ciddiye alıp, bir yaptırım uygulasalardı, bu iğrenç fotoğraflar yayımlanmayacaktı. Ya da evindeki tüm elektronik aletlere el konulsaydı. Her şey olup bittikten sonra gitmişler, o da eski bilgisayarlarını vermiş. Şaka gibi! En fenası, taksi şoförü kardeşimin çalıştığı duraktaki bütün şoförlere o fotoğrafları tek tek göndermiş! Kardeşim de delirmek üzereydi.

İnsan, dokuz yıl birlikte yaşadığı adamı tanımıyor olabilir mi?
-Olabiliyormuş demek ki! 40 yıl düşünsem böyle şeyler yapabileceği aklıma gelmezdi. Hiç şimdiye kadar, “Sevişirken gel fotoğraf çekelim” demedi, böyle bir fantezimiz olmadı. Böyle bir konuşma bile geçmedi aramızda.

İnsanların neyi bilmesini istiyorsunuz?
-Bu adamın yaptıklarının bir cezası olmalı. Bu kadar pervasız ve cesur davranmasının nedeni yasalar. Her ne kadar, kadını koruyan yasalar varmış gibi dursa da sonuç ortada! Her yeni site açtığında, gittiğim karakoldaki memurların, “Sen de dokuz yıl bu adamla birlikte olmasaydın!” demesini hak etmiyorum. Manyak mıyım bana bunları yapabilecek bir adamla birlikte olayım? Kim bir ilişkiye girerken, “Bu adam benim çıplak fotoğraflarımı çeker, yayımlar, yarın bir gün beni taciz eder, dünyaya rezil eder!” diye düşünür? Bütün bunları öngörememiş olmam, yaşadığım iğrençliği hak ettiğim anlamına gelmiyor.

Her gün yeni site açıyor… IP numarası bulunamıyor.

Savcının bakış açısı, polisin bakış açısı, hâkimin bakış açısı hepsi bana karşı… Kadına karşı! Tamam, bu adam beni taciz etti. Ama diğer taraftan, beni koruması gereken kolluk güçleri, hâkim, savcı, onlar da davranışlarıyla, bakışlarıyla, yaklaşımlarıyla, söyledikleriyle etti. Sanki bütün bunlar, benim bir hatam yüzümden başıma geldi gibi davrandılar. Oysa başıma ne geldiyse, bu adamın manyaklıkları ve yasanın buna engel olamaması yüzünden geldi! Bitti mi? Bitmedi. Hiç bıkmadan, her gün devam ediyor…

Fotoğrafları yayımlanan siteler kapatılamıyor mu?
-Kapatılıyor ama çözüm değil, anında yenisini açıyor. Sorun şu: IP numarası bulunamıyor. Yani o fotoğrafların o sitelere kimin tarafından yüklendiği saptanamıyor.

Çalıştığım bankada işime de son verildi

Peki banka ne yaptı?
-Önce anlayışlı davrandılar. Telefonlarımı değiştirdiler. Ama tacizler bir türlü bitmedi. Sonra müdürüm aradı, “Bu adamla uğraşamıyoruz, lütfen bu sorunu çöz. Çözemeyeceksen, yasal haklarını ödeyelim, istifa et!” dedi. “İstifa etmek istemiyorum” dedim, “Zaten feci durumdayım, tek dayanağım işim…”

Sonuç?
-“Biz seninle uğraşamayız” dediler, iş akdimi fes ettiler. Ben de ‘işe iade davası’ açtım. Ve kazandım. Onlar temyiz ettiler, dava Yargıtay’da, temyiz kararını bekliyoruz. Kazanırsam beş maaş ikramiye ödeyecekler. Bu kadar…

Son duruşmadaki rezillik
O iğrenç fotoğrafları benim ona gönderdiğimi iddia eden ve ailesini yıkmaya çalıştığımı söyleyen adam, son duruşmada ne yaptı biliyor musunuz? O fotoğrafları, koca koca kartlara bastırmış, mahkemeye getirdi. Kaldırdı, kaldırıp gösteriyordu. En sonunda dayanamayıp yakasına yapıştım, “Yeter artık, daha ne istiyorsun? Neden bu fotoğrafları getiriyorsun!” dedim. Hâkime Hanım da “Oğlum, zaten dünya kadar fotoğraf var dosyada. Niye getirdin?” dedi. Oralı bile olmadı. Fotoğrafları, herkese göstermeye devam etti. Hâkime Hanım dayanamayıp duruşma salonundan dışarı attırdı!

Ayşe Arman, “Bir adam daha ne kadar alçalabilir?, 27 Nisan 2014, Hürriyet

Haberin devamı

Özlem’in davası ne olacak?

ÖZLEM’in hikâyesini pazar günü okudunuz.
9 yıl birlikte yaşadığı adam, eski karısıyla evlenince, Özlem ayrılmak istiyor.
Adam kabullenemiyor. “Bana bunu nasıl yaparsın. Seni bitireceğim!” diyor, “Dünyayı dar ederim, işten attırırım, seni rezil ederim, küçük düşürürüm…”
Gerçekten de yapıyor.
Yatakta gizli çekilmiş çıplak fotoğraflarını internette yayınlıyor. Oral seks fotoğrafları da var yayınladığı fotoğraflar arasında. Tüm bunları Özlem’in çalıştığı bankanın genel müdürlerine kadar herkese yolluyor, Facebook sayfaları açıyor, Twitter’da adına sahte hesaplar açıp bu fotoğrafları yayınlıyor. Banka, Özlem’i işten çıkarıyor.
İşini kusurlu yaptığı için değil, böyle bir adamla uğraşmak istemediği için. IP numarası bulunmadığı için Selman da ceza almadan, büyüttüğü çıplak fotoğrafları, mahkeme mahkeme dolaştırıyor…
O kadar pişkin ki, “Bu ahlaksız fotoğrafları Özlem, karımla aramı bozmak için bizim eve yolladı” bile diyor…
Bakalım Özlem’in avukatı Aysun Koç neler anlatıyor…

Özlem A.’nın başına gelenler sizin de başınıza gelebir miydi?
-Elbette, bu tür saldırı ve tacizler her kadının başına gelebilir. Benim de gelebilirdi. Çünkü “egemen erkek aklı”, kadını kendi mülkü gibi görmeye ve kadının hayatını istediği gibi şekillendirmeye feci halde yatkın. Üstelik eğitimli-eğitimsiz, solcu-sağcı, varlıklı ya da yoksul olması fark etmiyor. Bütün adliyeler bu tür dava örnekleriyle dolu. Ve ne yazık ki, sadece şiddet uygulayan değil, suça müdahale eden polis, hâkim, savcı da aynı algıya sahip.

Selman K. sizce nasıl bir ruh halinde? O iğrenç fotoğrafları mahkeme salonuna getirmesini nasıl değerlendiriyorsunuz…
-Selman, kendisinden ayrılmak istediği için bir kadına her şeyi yapmaya hakkı olduğunu düşünüyor. Reddedilmenin acısını, geçmişte sevdiği(!), onu seven insana acı çektirerek, işsiz bırakarak, sosyal ilişkilerini bozarak yani yalnızlaştırarak ödetiyor. Ve bütün bu yaptıkları onu mutlu ediyor. Duruşma salonuna büyüterek getirdiği o fotoğrafları, herkesin gözüne sokup gösterirken, bakışlarındaki tatmini gördüm. Bundan inanılmaz mutlu oluyordu. Ve zabıt kâtibi genç arkadaş, başını önüne eğiyor, görmemek ve karşısındakinin saldırısına alet olmamak için, kafasını kaldırmamaya çalışıyordu. Hepimiz, o anda, onun yaptığından ve aldığı hazdan utandık! Ama o, utanmadı. Gidip kendisine hakaret ve fiziki saldırıda bulunduk diye bizi şikâyet etti.

İnsanlara tavsiye edilen nedir? “Kendi adaletini kendin temin et” mi…
-“Kendi adaletini kendin tesis et” önerilmiyor doğrudan. Ama insanlar, adaletten umut kesince, adaleti kendileri tesis etmeye başlıyor. Özlem ve ailesi, bu ülke standartları düşünülürse çok ileri ve modern insanlar. Adaletin devlet mekanizmaları tarafından tesis edilmesi gerektiğini biliyor ve bütün yolları deniyorlar. Ama bunlar başka bir kadının başına gelseydi… Ne olurdu… Düşünmek bile istemiyorum! IP numarası bulunmazsa… Selman, bir tuşa basarak oturduğu yerden suç işlemenin kolaylığını ve hızlılığını, bunu yapanın kendisi olduğunun ispatlanmasının zorluğunu ve yavaşlığını zaman içinde öğrendi. Artık o kadar rahat ki. IP numarası bulunamazsa, suç yanına kâr kalacak diye düşünüyor. Oysa, tabii ki her şey bu kadar kolay değil. Geç de olsa gerçekler ortaya çıkacak…

BANKA KOV-KURTUL MANTIĞI

Bankanın tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Banka, tam da “kov-kurtul mantığı”yla hareket etti. Selman’ın ısrarından bıkıp, üç yıldır tek başına hukuksal mücadele veren çalışanını hem yalnız bıraktı, hem de işsiz. Bir kadının ekonomik bağımsızlığının olmaması, onu bir erkeğe bağımlı hale getirir. Özlem, “Artık seninle birlikte olmak istemiyorum, bitti!” dediğinde aldığı tehditlerin başında “Seni işten attırırım” vardı. Kadın, işsizse güçsüzdür ve geri dönmek zorunda kalır. Geri dönmese de, kendi içinde pişmanlık yaşar, “keşke”lerle boğuşur. Ama Özlem bunu yapmadı. Her seferinde güçlenerek ve kendi ayakları üzerine daha sağlam basarak yürüyor. Böylesi bir tacizi, bunca süre yaşayan kaç kadın bunu başarabilir bilmiyorum. Ama Özlem başarıyor. Biz bankadan şunu beklerdik: Bankaya taciz telefonları edildiğinde, banka sayfasına veya banka çalışanları adına açılmış hesaplara fotoğraf yüklendiğinde şikâyet etsin. Kadın çalışanıyla değil, bütün bunları yapanla mücadele etsin. Kadın çalışanını desteklesin. Öyle yapmadı, kadını kovdu, erkekten kurtuldu…

Ayşe Arman, Ah Gizem!, 30 Nisan 2014, Hürriyet

Şunlar İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.