HANE DEVLET PİYASA/ ÖZGÜN AKDURAN

xozgun-akduran.kapak_7811584  HANE DEVLET PİYASA
  Kadın Emeği ve Sosyal Politikalar Bağlamında Cinsiyetlendirilmiş Bütçe


Yazar                         :
Özgün Akduran
Yayına Hazırlayan  : Serap Korkusuz Kurt
Birinci Basım           : Ağustos 2012

SAV Sosyal Araştırmalar Vakfı
Küreselleşme Dizisi – 41

Kadın Emeğine, Bakım Yüküne, Sosyal Politikalara  Dair Birkaç Söz*

Elinizdeki kitap ataerkil kapitalist toplumda bakım yükü ile ücretli iş kıskacında varolmaya çalışan biz kadınlar hakkındadır.

Özgün Akduran’ın kitabı sermayenin kadın emeğine ilişkin çeşitli talepleri dillendirdiği bir ortamda yayımlandı. Kadın emeği dönem dönem sermaye kesimlerinin gündemine gelir. Erkek emek-gücü kıtlığı çekildiğinde ya da genelde vasıfsız, itaatkar, ucuz emeğe ihtiyaç duyulduğunda, ekonomi politikalarıyla, istihdam stratejileriyle kadın istihdamını artırmanın yolları aranır.

Türkiye son yıllarda böylesi bir dönemden geçiyor. İlkin kadınlar esnek çalışma biçimlerine çağrılmıştı. Esnek çalışma, kadınların hane içindeki bakım görevlerini aksatmadan istihdam edilebilmelerini sağlayacaktı. Sosyal politikaların gerilediği, bakım kurumlarının sayısının azaltıldığı, işyerinde kreş açma zorunluluğunun zayıflatıldığı koşullarda elbet kadınlar artan bakım yükünü üstlenmeliydi. Sermaye örgütleri, hükümet sözcüleri ardı ardına esnek çalışmanın kadınlar için nasıl da ideal bir çalışma biçimi olduğunu ileri süren beyanlar veriyordu. Ancak anladık ki asıl kadınlar esnek çalışma için ideal emek havuzu idi.

Şimdi de kadınlar, ihracata yönelik üretim sektörleri için ucuz emek havuzu potansiyeli olarak görülmektedir. Ulusal İstihdam Strateji Belgesi Taslak Metni ile yeni teşvik paketinde çizilen yol haritaları, “Çinle, Pakistanla, Bangladeşle ve Vietnamla rekabet edebilecek” tekstil sanayiyi oluşturma hedefindedir. Bu hedef, kadın emeği yoğun bu sektörde kadınlara yeni “misyonlar” yüklemektedir; kadınların atölyelerde, uzun saatler boyunca, sosyal güvence sağlanmadan, ucuza çalıştırılması planlanmaktadır.

Özgün kitabıyla kadın istihdamına yönelik bu taleplere, dolaylı da olsa, bir yanıt vermiştir. Kadınlar için güvenceli, tam zamanlı, sosyal güvenlik hakkının tanındığı istihdam talebini dillendirmiş; kadın istihdamının artırılabilmesinin –ve kadınların özgürleşmesininkoşulunun üzerlerindeki bakım yükünün hafifletilmesi olduğuna dikkat çekmiştir.
***
Özgün kitabında toplumsal cinsiyete duyarlı politikalar ile kadınların toplumdaki konumuna ne denli etkide bulunabileceğini incelemiştir. Sosyal politikanın tarihini, kuramsal öncüllerini araştırmış; Türkiye’de alternatif belediyelerden örneklerle, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme ile kadınların çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilebildiğini göstermiştir. Kitapta ayrıntılarını bulabileceğiniz üzere, Diyarbakır Sur Belediyesi, meslek edinme kurslarının yanı sıra açtığı kreşle kadınların kurslara katılımını, becerilerini artırmasını, istihdama katılmasını kolaylaştırmaktadır.

Özgün, çalışmasında, meta üretimiyle kadınların hane içi kullanım değerleri üretimini birleştiren bütüncül bir yöntemden hareket etmiş, Marx’ın yeniden üretim şemalarını, kadınların hane içi üretimini de kapsayacak biçimde, yeniden oluşturmayı denemiştir. Yazarın izlediği yöntem, feminist teoriyi Marksist analizle birleştirmeye yönelik önemli bir adımdır.
***
Toplumun bütüncül bir analizi, meta üretimiyle kadınların hane içinde meta karakteri taşımayan bakım hizmeti üretiminin birlikte ele alınmasını gerektirir. Engels’i anarak, materyalist anlayışa göre, tarihte egemen etken maddi yaşamın üretimi ile yeniden üretimidir, diyebiliriz. O halde maddi yaşamı üretmek ikili bir özellik sergiler; maddi yaşamı sürdürmek için gerekli nesneler ile, bu nesneler yoluyla kendini yeniden üretecek insanın üretimi.

Böylesi bir analiz, toplumsal üretimin bütün uğraklarını kuşatmasının yanı sıra, toplumsal kaynakların, toplumsal zenginliğin, toplumsal görevlerin cinsler arasında eşitsiz dağılımı ile kadınlarla erkekler arasındaki eşitsiz ilişkiyi de inceleme olanağı verir.

Toplumun dolaysız koşulu insanın üretilmesidir; insanın üretilmesi ise dolaysızca toplumsal yaşamın üretilmesidir. İhtiyaç nesnelerinin, bu nesneleri üretmek için gerekli üretim araçlarının, insanlar arası ilişkilerin, toplumsal normların vb. üretilmesiyle toplumsal yaşamı yeniden üreterek insanı üretiriz. Toplumsal yaşamı yeniden yeniden üreten bizler de bu yeniden üretim sürecinde üretken güç olarak, üretici kadınlar ve erkekler olarak, üretiliriz.

Ne var ki toplumsal yaşamı yeniden üreten kadınlarla erkeklerin görevleri, binlerce yıldır hiyerarşik ve eşitsiz bir biçimde yapılanmıştır. Günümüzün ataerkil kapitalist toplumunda da, sermaye birikiminin üzerinde yükseldiği ücretli iş kategorisi genelde “erkek işi” kabul edilirken, hane içindeki karşılıksız bakım yükü kadınlara yüklenmiştir. Kadınlar, toplumsal cinsiyete bağlı görevleri nedeniyle eğitim olanaklarından ve ücretli işten dışlandıkça düzenli gelirden de sosyal güvenceden de mahrum kalırlar. Yaşamlarını sürdürebilmelerinin tek yolu, geçimlerini sağlayacak bir erkeğin varlığıdır. Evlilik, pek çok kadın için tek seçenek olabilmektedir. Dolayısıyla istihdam dışı kalmak, kadınların erkeklere bağımlılığını güçlendirici bir etkendir. Ücretli bir işte çalışmak isteyen kadınların önündeki en büyük engel ise “bakım yükümlülükleri”dir. İstihdama katılan kadınlar hane üyelerinin bakım ihtiyacını çözmek durumundadır; örneğin ya çocuklar kreşe verilmeli, ya yakın kadın akrabalardan destek alınmalı ya da bakıcı bir kadın ayarlanmalıdır. İşten arta kalan zamanda kadınlar bakım “yükümlülüğünü” sürdürecektir.

Öyleyse, kadınların bakım yükünü hafifletecek sosyal politikaların, çocukların bırakılabileceği kreşlerle yuvaların, yaşlı ve hastaların bakımını devralacak bakım kurumlarının varlığında, kadınlar kolaylıkla istihdama katılabilecektir. Üstelik, bakım yükünün azalması, kadınlara, yaratıcı etkinliklerini geliştirmek, toplumsal etkinliklere katılmak, çeşitli alanlarda eğitim almak için serbest zaman yaratacaktır. Bununla birlikte, kadınların özgürleşmesinin koşulu, elbette ki, bakım işinin “kadın işi” olmaktan çıkıp, hane üyelerinin bakım ihtiyacının kadınlarla erkekler arasında eşit bir biçimde paylaşılmasından geçer.
***
Özgün, çalışmasında, maddi yaşamın üretilmesinin ikili özelliğinden hareketle, topluma, sosyal politikalara, bütçeye, hanelere, kadına bakmaktadır. Elinizdeki kitap, aklını ve emeğini feminizme adamış bir kadından feminist literatüre, feminist harekete ve bütün kadınlara bir armağandır.

Melda Yaman Öztürk

* Bu yazı Sosyal Araştırmalar Vakfı’nın internet sitesinde yayımlanmıştır.

Şunlar İlginizi Çekebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.